Bir Efsane Sülün Osman Kimdir

2010-09-19 11:52:00

Dolandırıcılar kralı "Sülün Osman" olarak Türk tarihine geçen bu kişinin asıl adı, Osman Ziya Sülün’dür. (d.1923 ö. 1984). Osman Ziya Sülün, 1923'te İstanbul'da doğdu. Adını duyurduğu ilk "işini" 1948 yılında

 

 

 

Fatih'te yeni tuttuğu evin sahibini dolandırarak yaptı. 1950 ve 60'lı yıllardaki "işleriyle" ün kazanan "Sülün Osman", Beyoğlu’nda sokakta yürüyen tramvayı, Galata Kulesi’ni, Eminönü  meydanındaki saati, şehir hatları vapurları gibi kamu mallarını saf vatandaşlara 'satarak' ya da 'kiraya vererek' efsane haline geldi.



Hazret, Taksim Meydanı’nın girişine paspas koyup, gelenden geçenden para toplamayı akıl etmiş, tarihin gelmiş geçmiş en şirin ve komik dolandırıcısıdır.

Söylentiye göre mesleğin inceliklerini Kumkapılı bir Rum’dan öğrenmiş. Kendisi sıradan bir üç kâğıtçı değil. Bu işin kitabını yazıp, felsefesini yapmış bir düşünür: 20 Nisan 1962’de hapisteyken 'Alınteri ile Yaşamak' konulu konferans vermiş bir kişidir.
"Benim dolandırdığım insanlar dolandırıcıydı aslında. Yani bana yaklaşma sebepleri beni dolandırmaktı. On tane bilezikle geliyorum adamın önüne akşam vakti. Kuyumcunun kapısındayız. Ve dükkân kapalı. Karımın hastalığını anlatıyorum, acilen bilezikleri bozdurmam gerektiğini, o an nöbetçi eczaneye gidip hastaneden istedikleri ilaçları almamın şart olduğunu söylüyorum falan. Hakiki olsalar bileziklerin fiyatı bin lira. Diyorum ki 300 liraya ihtiyacım var. Paranın gerisi umurumda değil, yeter ki karım ameliyat masasında kalmasın... Adam sabah kuyumcuya gidip bilezikleri bin liraya bozdurabileceğini ve birkaç saat içinde havadan 700 lira kazanacağını düşünüyor. O arada benim ayakçım da ortaya çıkıyor ve o almak istiyor bilezikleri. Telaşlanıyor adam kazanç imkânı kaybolacak diye. 300 lirayı verip alıyor bilezikleri, be de kayboluyorum ortalıktan. Adam ertesi sabah kuyumcuya gidip de bileziklerin sahte olduğunu öğrenince, dolandırıldım, diye karakola gidiyor. Ben aranıyorum. Demiyorlar ki ona, be adam 1000 liralık bileziği 300 liraya almayı düşünürken aklında ne vardı, diye. Gayet açık ki, beni dolandırmayı planlamıştı. Ben hayatım boyunca beni dolandırmaya kalkışmamış tek bir kişiyi dolandırmadım."

            Galata Köprüsü'nü satmak üzereyken tesadüfen yakalandığı biliniyor ama iddiaya göre İstanbul Boğaz Köprüsü’nü satmayı, başarmış.

Anlatıldığına göre, Sülün Osman adamlarıyla birlikte Dolmabahçe sarayındaki saatin önüne gider, gözüne saf ama cebinde para olan bir vatandaşı kestirir, onun göreceği bir yerde dururmuş.Kendi adamları planlanmış bir şekilde gelirler ve Dolmabahçe Saatine bakarak saatlerini ayarlarlar, sonra da Osman’a da yönelir ve saat ayarlama parasını ödeyip, giderlermiş. Bu kârlı iş, kendini uyanık zanneden ve kısa yoldan zengin olmanın sihrini bulduğunu sanan vatandaşın dikkatini çeker, kısa bir hoş-beşten sonra Sülün Osman Dolmabahçe Meydanı’ndaki  saati bu vatandaşa, satarmış.

Mekânı cennet olsun bu esnafın piri sayılan Sülün Osman, dolandırıcılık şekillerini dört başlık altında inceliyor:

1- Zarfçılık : Salağın birine, havadan bir çıkar önerip, kısa yoldan zengin olma vaadi ile elindeki avucundakini götürüyorsun.
2- Definecilik : Salağa, definenin yerini bildiğini ama paran olmadığını söylüyorsun. Keriz, defineyi çıkarmayı finanse etmeye kalkıyor, hesabını görüyorsun.
3- Papelcilik ( Meseleyi aktaran kaynak bunu yazmamış)
4- Çesitli satışlar. Bakınız Sülün Osman’ın satışları…

Bir başka söylentiye göre, bir zamanlar Fransızlar, sahtekârlığın bilimini yapmaya karar verip, Sülün Osman’ı Paris’te bir konferans vermeye davet etmişler. Ne var ki Sülün Fransızca bilmiyor. Söylenti bu ya! Fransız büyükelçiliği, buna bir de tercüman tahsis etmiş… Rahmetli bunu her anlattığında, “e neden gitmedin birader” diyenlere, “Tercümana güvenemedim, sahtekâr birine benziyordu!” demekteymiş… Dedim ya… Adam sahtekârlığın, şerefsizliğin, filozofu adeta…

            Ben İstanbul’da hastane koridorlarında canımla uğraşırken, burada olanların suçu bana atılınca, bu alanın doruğu aklıma geldi,  Sülün Osman’ın aziz ruhuna bir fatiha okudum… Büyüksün sen, Sülün Osman… Yalanın bile endazesi olur…

            Nerelerdesin üstat? Yerin doldurulamadı, boş duruyor…

12439
0
0
Yorum Yaz